Uzak Renkler
Ben bir gezginim.
Uzaklarda yaşayan insanlarla iletişim kurmak, onları anlamaya, dinini kültürünü algılamaya çalışmak, neşesine üzüntüsüne ortak olmak, yaşam biçimlerini gözlemlemek, kısacası kendimin dışında da var olan dünyayı tanımaya çalışmak beni besleyen şey…Kendimce bir proje hazırladım ve uzaklara yaptığım seyahatlerde çektiğim fotoğrafları paylaşmak istedim. Bunun için hem bir sergi hem de küçük notlar içeren bir fotoğraf albümü hazırladım. Adını da “Uzak Renkler” koydum.
Uzak neresidir? Aslında yaşadığım semt itibariyle Tuzla veya Silivri de uzak ama ben uzağı tanımlamak istedim ve yaşadığım yere kuşbakışı 3.000 km. ve daha fazla mesafede olan yerlere uzak dedim. Buralarda çektiğim fotoğrafları kullandım; buralara yaptığım yolculuklar ile ilgili kısa notlardan oluşan küçük yazılar hazırladım. Dokuz ülkede çektiğim fotoğrafları paylaşıyorum bu kitapta ve sergide… Kuzey ve Güney Amerika, Asya, Avrupa kıtasında çektiğim fotoğrafların, hepsi doğal, hepsi gerçek..
Bu proje kapsamında ki ilk uzak seyahatimi yol arkadaşım sevgili eşim ve arkadaşlarım ile Küba’ya yaptım. Daha önceleri başka uzak yolculuklar yapmış olmama rağmen o dönemlerde iyi ve yüksek çözünürlüklü dijital fotoğraf veya dia pozitif çekmediğim için, geçmişte çektiğim kareleri ne yazık ki kullanamadım. İlk doğru dürüst fotoğraf makinemi Küba seyahatinde kullanmaya başladığım için bu projenin miladı da bu gezi sayılabilir. Daha sonraki yolculuklarımda farklı makineler ile çekimler yapmaya çalıştım.
Tüm insanların bir bakış ve görüş algılaması var. Herkes rengi, açıyı, hareketi farklı gözlemliyor, farklı görüyor. Görüntüler zihninde farklı algılanıyor ve bunları farklı şekilde kullanıyor. Ben de gördüklerimi kendimce yorumladım. Kendime kesinlikle sanatçı, fotoğrafçı veya fotoğraf sanatçısı kimliğini yapıştırmıyorum. Çünkü bunu hak etmek, fotoğrafçı veya sanatçı olabilmek için çok emek ve uzun süreler sarf etmek gerekir. Bunun sonucunda da bir yere gelirseniz eğer, yapılan çalışmaların kusursuz, en azından hatasız yapılması gerekir. Benim bu kitap ve sergi çalışmamda konunun uzmanı kişilerin görebileceği kamera ayarlarında, belki de kompozisyonlarda, poz ve enstantane de hatalar olabilir. Bazen aceleden, bir yerlere yetişme çabasından dolayı geniş açı ile çekilecek bir kareyi normal objektif kullanarak çekmişimdir. Ama ben, çektiğim karelerden büyük keyif aldım ve gerek beni tanıyanlar gerekse tanımayanlar ile paylaşmak cesaretini kendimde buldum. En kötü ihtimalde bazıları benim fotoğraflarımı sıkıcı bulur ve hoşlanmaz. Ama belki bazıları da hoşlanır aynı kareleri yakalamak için seyahat etmeye başlar. Bu da benim dünyaya bir katkım anlamına gelir.
Uzun lafın kısası küreselleşme, sınırların kalkması, ulaşımın kolaylaşması doğru kavramlar olmakla birlikte dünya hala çok büyük bir yer. Keşfedilecek çok ülke, çok renk var. Yemyeşil denilen bölgeleri kendi gözümüz ile görebilmek, büyülü denilen mekanları kendi duyularımız ile hissetmek, ağır kokuları kendi burnumuz ile koklayabilmek bana kalırsa biz insanlara verilen en büyük armağan. Sizlere Delhi’yi saatlerce anlatırım ama o kokuyu duymadan orası Delhi olmaz. Angkor Wat’ın envai çeşit fotoğrafını gösterebilirim sizlere ama siz yine de Fransız gezgin Henri Mouhut’un dediği gibi Angkor’u görmeden sakın ölmeyin. Oradaki renkleri görmeden mermerlerine dokunmadan Angkor hakkında en küçük fikriniz dahi olamaz. Dolayısıyla gerek sergimdeki gerek kitabımdaki fotoğraflardan en azından biri bile sizlerde oraları görmek için bir istek uyandırabilmişse ne mutlu bana…











































